Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2015 Perşembe

ÇOK ATAN MI AZ YİYEN Mİ ?

Süper Lig'de 5.hafta, Cuma günü oynanacak Başakşehir-Akhisar ve Mersin İdman Yurdu-Osmanlıspor mücadeleleriyle başlayacak. Sezonu erken açan ve Avrupa Kupaları ön elemesinde Hollanda'nın AZ Alkmaar takımına elenerek gruplara kalamayan Abdullah Avcı'nın öğrencileri, lige istediği gibi başlayamazken, Emre Belözoğu'nun sakatlığı ve zorlu fikstür, Başakşehir'in ilk 4 hafta sonunda ligin sondan bir önceki sırasına kadar inmesine yol açtı. Rakip Akhisar ise ligin 'namağlup' 4 takımında bir tanesi. 4 haftada 1 galibiyet ve 3 beraberlik alan Akigolar, kolay kaybetmeyen bir ekip görüntüsü çiziyor. Ancak ben bu mücadelede ev sahibi ekibin, rakibine 'ilk' mağlubiyetini tattıracağı kanaatindeyim.
Haftanın bir diğer açılış maçında, bu sefer ligde henüz galibiyetle tanışmamış olan Mersin İdman Yurdu ile flash Galatasaray galibiyetinin ardından istediği sonuçları alamayan Osmanlıspor karşı karşıya gelecek. Mersin Tevfik Sırrı Gür Stadı'nda oynanacak zorlu mücadele öncesi, Akdeniz ekibinde hafta içi taraftar dopingi yaşandı. Tesislere ellerinde baklavalarla gelen ve antrenmanı izleyen 'Kırmızı Şeytanlar' futbolculara ve teknik heyete baklava ikram ederken, oyunculardan 3 puan sözü aldılar. Yarın ki mücadelede ben Mersin'in taraftarının da itici desteğiyle zorlansa da ligdeli 'ilk' 3 puanını kazanacağını düşünüyorum.
Yani Cuma günü oynanacak iki maçta da ben ilklerin yaşanacağını düşünüyorum.
Bu küçük 'bay tahminvari' yazıdan sonra gelelim asıl konumuza..
Malumunuz hafta içi Şampiyonlar Lig'i mücadeleleri vardı. Başta Galatasaray maçı olmak üzere, diğer oynanan tüm karşılaşmaların özet görüntülerini izleme fırsatı buldum. Süper Lig'de izleyebildiğim kadar canlı takip etmeye çalışıyorum maçları. İzleyemediklerimi de mutlaka özet olarak takip ediyorum. Şunu söylemeliyim ki, ya biz güzel özet çıkartamıyoruz, ya da gerçekten Avrupa'da başka futbol oynanıyor. Yahu her maç mı birbirinden zevkli birbirinden heyecanlı olur.
Vallahi Süper Lig'deki bazı maçların özetini ileri sararak izliyorum. O kadar ki sıkılıyorum. Futbolumuzun gelişmesi için neler yapmamız gerekli. ? Ligimiz, pazar payı bakımından büyük bir lig evet ve gerçekten kaliteli, kariyerli futbolcular da gelip gidiyor. Ancak gel gelelim ki hala oyun kalitesi çok düşük. Pozisyon zenginliği çoğu maçta kısır. Futbol dediğimiz şey gol olunca güzel değil mi? 
Tabi kulüplere de hak vermek lazım. İyi oynayana çok pozisyon bulana 3 puan verilmiyor maalesef. Ligimizden örnek verecek olursak Beşiktaş'ın şuan lig lideri Fenerbahçe'nin 2 katı gol atmış olması ve buna rağmen karakartalların 3.sırada olmasını söyleyebiliriz. Yahut da ligde tek golü bulunmasına rağmen 4 haftada 4 puan alan ve 13.sırada bulunan Gaziantepspor'a karşılık, lider Fenerbahçe'yle aynı gol sayısına sahip (6) Gençlebirliği'nin sadece 3 puan alıp 16.sırada yer almasını da buna örnek gösterebiliriz.
Akıllara şu soru geliyor. Çok gol atmak mı önemli az gol yemek mi.? Sizce hangisi ?
Takımızın her maç çok gol atıp çok gol yemesini mi istersiniz, yoksa 1-0 olsun benim olsun mu ?
Valla sizi bilmem ama geçen sezon Galatasaray’ın ligin son 6 haftasında güttüğü bu politika ve 1-0’lık sonuçlarla gelen şampiyonluk kafaları karıştırıyor..
Eğer tek istenen şampiyonluksa daha doğrusu maç kazanmaksa 1-0 olsun sizin olsun. Ama ben futbolu seviyorum arkadaş. Golü seviyorum. Gol sevinçlerini seviyorum. Güzel futbol ve bol gol istiyorum. O yüzden kısır geçen maçları, 0-0 biten maçları hiç sevmiyorum. Bol pozisyonlu çekişmeli geçipte 0-0 biten maçlara sözüm yok.. Ama futbolun güzelliği de gol varsa güzel be kardeşim..




16 Eylül 2015 Çarşamba

AK SARAY'DAN SONRA HAMZA SARAY



         Futbolseverlerin merakla beklediği Şampiyonlar Ligi'ne dün akşam ki maçlar ile bol gollü bir başlangıç yapıldı. Şampiyonlar Ligi ile özdeşleşen maç önü müziği sonrası büyük beklentiler içindeki taraftarların bir kısmı beklediklerini alsalar da bu ligin yerlileri misafirlere pek şans tanımadı...

          Ülkemiz adına bakınca, yine tek takımla katıldığımız hatta gelecek yıllar için ise Şampiyon takımımızın bile ön eleme oynama riskinin cepte olduğu bir lig bizi bekliyordu. "Şeker gibi kura" yorumlarına rağmen beklentilerin epeyce düşük olması, Galatasaray'ı zor bir sezonun beklediğinin habercisiydi. Bu ligin gediklisi olan ve iki yıl önce çeyrek finalde Real Madrid'e kök söktüren takım artık kendi liginde bile zor günler geçiriyordu. Erdoğan'ın Ak Saray'ın dan bile daha çok konuşulur hale gelmişti Hamza Hoca'nın Galatasaray'ı. Ak Saray gibi büyük yatırımlar da yapılmamıştı oysa ki... Şampiyon takımın çok  da büyük ilavelere ihtiyacı yoktu zaten ama pansuman bekleyen yaralar gözler önündeydi. Hamza Hoca'nın kulübün içinde bulunduğu maddi sıkıntılardan ötürü transferde hoyratça davranma seçeneği yoktu O'da Akhisar günlerinden kalma bir strateji ile uygun maliyetli oyunculara yönelmek zorunda kaldı. Sezon başı talep ettiği bonservisi elinde olan oyuncuları kadroya katamayan yönetim, transferde son günlere hatta son saniyelere takıldı. Hafızalara kazınacak transfer hareketleri ile hatırlanacak bir transfer sezonu geride kalıyordu Galatasaray için...



          Galatasaray maç günü kimsenin beklemediği ve çok konuşulacak bir hamle ile Atletico Madrid karşısına çıkıyordu. Hamza Hoca takımda alternatifi olmayan Melo'nun transferin son günü gidişinin ardından "Hakan Balta'yı bile bu bölgede kullanabiliriz" söyleminin provasını bu maçta yapma niyetindeydi. 32 yaşındaki oyuncunun tecrübesinden faydalanmayı bekliyordu fakat işler umduğu gibi gitmedi. Belkide performansı ile kariyerinin en çok konuşulan, en parlak dönemini geçiren oyuncunun mevkisini kaydırma fikri ile savunmadaki doğru giden işleri de bozmuş oldu. Sezon başı gelecek vaad ettiği söylenerek transfer edilen ve iyi maçlar çıkardığını söyleyebileceğimiz Jose Rodriguez'i bir stopere tercih ediyordu. Bozulan savunma düzeni için ise Jason Denayer'e sarılıyordu. Emre Çolak'ı uzun süre sonra ilk 11'de sahaya sürüyor fakat kötü performansı sonrası sadece 30 dakika dayanabiliyordu. Emre Çolak'ın ıslıklanmasına aldırış etmeden Mersin maçında 90+'da oyuna sürdüğü Umut Bulut'dan medet umuyordu. Okurken bile karışık gelen bu tablo oyuncu psikolojilerini olumsuz yönde etkilemeye ve Hamza Hoca 'ya olan güveni zedelemeye devam ediyor.



            Geçen yıl Hamza Hoca'nın göreve geldiğinde takımdan gönderilmesi gündemde olan Yasin Öztekin'in bile maç sonrası Hamza Hoca'nın kendisini 11'de başlatmaması hakkında konuşması bir şeylerin yanlış gittiğinin net bir göstergesi olsa gerek...



             Atletico Madrid'in dün galibiyete uzanırken çok da zorlanmadığını görünce bu yıl Galatasaray'ın anasının ligine dönmesi çok uzun sürmeyecek gibi...

HAYKIRIŞ,YÖNETİM İSTİFA!!!

Şampiyonlar ligi ve Uefa Avrupa ligi sezonu başladı.Şampiyonlar ligindeki temsilcisimiz Galatasaray ilk maçın da Istanbul'da Atletico Madrid'e ilk yarıda Griezmann'ın attığı 2 golle sahadan 2-0 yenik ayrıldı.Galatasaray bu sezon sahasında oynadığı iki lig bir şampiyonlar ligi mücadelesinde iki mağlubiyet,bir beraberlik aldı.İç sahadaki maçlar taraftar  için çile oldu.Galatasaray,maça 4-3-3 sistemi ile başladı.Hakan,Selçuk ve Emre ile dirençli bir orta saha düşünen Hamza Hocanın skor 2-0 olduktan sonra (sahanın en kötüsü) Emre - Umut değişikliğine gitmesi  ne kadar yanlış tercih yaptığının kanıtı gibiydi.3lü orta saha ne defansa ne de ofansa katkı verdi.Hamza Hoca yeni keşifler peşinde oysa ki 2.yarıya başladığı düzenle maça başlasa belki de maç bu kadar erken kopmazdı.Hamza Hoca takım içi kontrolünü kaybetmiş.3 kupa kaldıran takımına liderlik yapamıyor malesef.İlk 45 dakikada Galatasaray'ın kaleyi bulan tek şutu var.Pozisyon yok,ileriye giden her top geri geliyor.Oysa ki Umut Bulut'un yerine Yasin'i oyuna alsa ileriye top taşıyan ilerde top tutan  oyuncu eksikliğini giderebilirdi.Hoca hep ezberden gidiyor aklına ilk gelen oyuncu Umut Bulut oluyor.Umut ne bir hava topu alabiliyor ne de müsait durumda kaleye etkili bir şut atabiliyor.İkinci yarıda Galatasaray etkili baskılı oynadı pozisyona da girdi fakat istediği golü bir türlü bulamadı.İleri uç elemanları beceriksiz kaldı.Özellikle Podolski net pozisyondan yararlanamadı.Denayer sağ bekte,Yasin sağ önde etkili oldu ama Burak ve Umut ayaklarına gelen her topu kontrol edemeden rakibe teslim ettiler.Kaleye çekilen 22 şuttan sadece 3 kaleyi buldu.Hücum hattı bu kadar etkisiz olan bir Galatasaray uzun yıllardır olmamıştır.Aynı sıkıntıları ligde de yaşıyorlar sayısız pozisyondan yararlanamayan forvet hattı ile şampiyonlar liginde mucize beklemek anlamsız.Atletico Madridin karakteristik özelliği, önce gol ve skor üstünlüğü sonra defansa çekilme ve hızlı kontrataklar ile etkili olma.Kontrataklar dışında istediklerini yaptılar ve sahadan istediklerini aldılar.Galatasaray transfer dönemin de ilk 11 de oynayacak oyuncu yerine yedek kulübesine yatırım yaptı.Kadro mühendisliği konusunda rakiplerinin gerisinde kaldılar.Taraftarın transfer isteğinin sebebi kadronun yetersiz olmasıydı.Transfer yapamadıkları gibi Melo ve Tellesi de ellerinde tutamadilar.Bu sezon Galatasaraylıları zor bir sezon bekliyor.Eskiden Galatasaray ligde kötü bile olsa Avrupa maçlarına taraftar umutla bakardı ama artık o beklenti de kalmamış gibi.Taraftarın şu anki tek beklentisi yönetimin istifa etmesi.Dursun Özbek'in katıldığı televizyon programında kendisini gülünç duruma düşürecek açıklamarı bardağı taşıran son damlalar oldu.Galatasaray başkanına yakişmakacak beyannatları az olan kredisini de bitirdi.Grubun diğer maçın da Benfica,Astana'yı ikinci yarıda bulduğu 2 golle 2-0 yendi.2.hafta maçları 30 Eylül de,Astana-Galatasaray,Atletico madrid -Benfica maçları ile devam edecek.
Taraftarlar yine her zaman ki gibi görsel şovlarını yaptılar ve kapanışta "Dursun Özbek İSTİFA,yönetim İSTİFA!!!nidaları ile hüzünlü,kızgın ve hayal kırıklığı ile  evlerinin yolunu tuttular.

Uefa Avrupa Liginde ekiplerimiz Beşiktaş ve Fenerbahçe'ye başarılar.

29 Ağustos 2015 Cumartesi

HERŞEY DEREAĞZI’NDAN ANADOLU ‘ YA SİLAH ve CEPHANE KAÇIRMAKLA BAŞLAMIŞTI ‘’... İSYANIN ADI FENERBAHÇE ... ''



3 Temmuz  2011 ‘ de Fenerbahçe Spor  Klubünün üzerine bir kabus gibi çöken sözde şike suçlaması Ülke hatta Dünya gündemini derinden sarsan gözaltı ve tutuklamaların ardından Sarı Lacivertli camianın inanılmaz bir şekilde birbirine kenetlenmesi  , o takdire şayan dik duruşundan bir saniye bile olsun ödün vermemesi  klüp tarihinin unutulmazları arasına girmiştir.

Geçen süre zarfında , yapılan duruşmalarda birbiri ardına verilen yanlış  ve bir o kadarda saçma sapan ara ve nihai kararlar , bu süreçte fırsatçı davranarak UEFA ‘ nın kapalı kapılarının ardında lobi faaliyetlerine girişenler !!!  ,  2010 – 2011 Sezonu Spor Toto Süper Lig Şampiyonu olarak gruplara direk katılım hakkına sahip olmasına rağmen  Şampiyonlar Ligine alınmayan 2 + 1 Yıl Avrupa Kupalarında ihraç edilen Fenerbahçe ‘ nin maddi ve manevi yönden uğratıldığı zararlar ,bunların hepsinin nedenli kasıtlı yapıldığı gerçekler ile ne denli bağdaşmadığı , öne sürülen tezlerin bir tanesinin bile doğru olmadığı er yada geç bir gün ortaya çıkacaktı. Fenerbahçe camiası buna yürekten inanıyordu.

Gelinen noktada , Sarı Lacivertli Klubün haklılığı her gün daha bir artan yüzde ile ortaya çıktı ve çıkmaya da devam ediyor. Yeniden Yapılmakta olan Yargılamanın 18 Eylül 2015 tarihindeki duruşması sonucunda verilmesi beklenen nihai karar ile birlikte bu süreçte fırsatçı davrananların  ne durumlara düşeceğine hep birlikte tanık olacağız .


Fenerbahçe  Spor Kulübü gücünü şanlı tarihinden ve o büyük taraftarından almaktadır. Herşeyin  Kurtuluş Savaşı Yıllarında Dereağzı’ndan  Anadolu’ya Silah ve Cephane Kaçırmakla başladığı ,Milli Mücadele Devrimine Sarı Lacivert Fenerleri ile ışık tutan o büyük isyankar ruh camianin vazgeçilmez karakteriydi. İsyanın ,  Devrimin her anında  Fenerbahçe vardı ve Sarı Lacivert unsurları ile her zaman var olacaktı.


Endüstriyel  Futbolun hakim olduğu bir ortamda tüm gelirlerinden yoksun bırakılan  Fenerbahçe sahip olduğu o kudret ile karşı karşıya kaldığı zor günlerinde üstesinden gelmeyi bilmiştir.

Son 4 sene içinde tüm bu yaşananlar daha doğrusu yaşatılanlardan sonra klübün yeniden ekonomik anlamda büyümeye geçmesi , birbiri ardına hayata geçirilen hepsi  birer reform niteliğindeki projeler ile Fenerbahçe  , o sahip olduğu ekonomik güce en kısa sürede yeniden ulaşacaktır.

Hedef 1 milyon Üye projesi ile başlayan ve son olarak da gerek Ülker , gerekse  Yandex  ve diğer sponsporlar ile imzalanan yüksek bütçeli anlaşmalar  , sayısı bu sene  40 binlere göz kırpan kombine kart satışları , Forma Satışları ,Fenerium ve Reklam gelirleri ile klüp ekonomik yönden zirve yapacaktır.

 



Tüm olumsuzluklara , önüne çıkarılan tüm engellere karşın , Devlete en fazla vergi ödeyen klüp olarak da Fenerbahçe apayrı bir kimlik taşımaktadır.

Sahip olduğu değerler  , Mustafa Kemal Atatürk  ve  O ‘ nun sarsılmaz İlke ve Devrimlerinden asla ödün vermeyen yönetim biçimi  ve o büyük taraftarı ile Fenerbahçe  tartışmasız Türkiye ‘ nin en büyük Sivil Toplum Kuruluşu ( STK ) ‘ dur.
Ben FENERBAHÇE  ‘ liyim Demek Bir Ayrıcalıktır….


 
e-mail : unalozer@gmail.com
https://twitter.com/ozerunal
https://www.facebook.com/bozerunal
https://instagram.com/ozerunal/