Efsaneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Efsaneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2015 Perşembe

ERKEN DÜŞTÜ TOPRAĞA 'CEMRE'

Yaşanan terör olayları, verilen onlarca şehit.. Hani hep derler ya 'sözün bittiği yer' diye. sözün bittiği yer de bitti artık. Ciğerimiz yanıyor. Bitsin artık bu terör. Adam gibi insan gibi yaşamak mümkün.
Ülke bu durumdayken diğer yazar arkadaşlarım gibi benim de içimden spor yazmak, gündem dışı konuşmak hiç gelmedi. Oysaki harika bir Hollanda zaferi ve 12 Dev Adam'ın Euro Basket 2015 performansı vardı konuşacağımız.
Fakat hiçbir galibiyet hiçbir şampiyonluk şehitlerimizi geri getirmeyecek. Ateş düşen yürekleri soğutmayacak. Ben de geçtiğimiz gün şehit cenazesindeydim. Cemre'mizi verdik toprağa.. İlkokul arkadaşımdı. Karşı sınıfımdaydı. o zamanlarda da bebek yüzlüydü şehidim. Az halı saha maçı yapmadık küçükken kendisiyle. Sınıf turnuvalarında az rakip oynamadık. Ama o artık yok. kim verecek bunun hesabını. Türkiye Avrupa Şampiyonası'na katılmış katılmamış artık kimin umrunda.. 
Bütün bunların yanında hafta sonu lig maçları var. Maç öncesi hafta içerisinde verilen birlik ve beraberlik mesajları tek sevindirici olay. Tüm takımların aynı t-shirtle sahaya çıkma düşünceleri var. Bu gelişmenin bence sporda başlayan ve tüm branşlara hatta hayatın tüm alanına yer etmesi gereken birliğin başlangıcı olmasını diliyorum. 
Yaşamak mümkün.. Gelin şu cennet vatan topraklarında cennetteymişçesine yaşayalım. Aksi takdirde bu vatanın nasıl kazanıldığını tekrar tüm dünyaya göstermek zorunda bırakırsınız bizi. 
Son olarak yazımın başında da belirttiğim üzere Tarsus'lu şehidim Cemre Salih Gözen'e ve tüm şehitlerime Allah'tan rahmet diliyorum. Kardeşliğin ve barışın olduğu bir dünya dileğiyle....

12 Ocak 2014 Pazar

EFSANELER KÖŞESİ - PAVEL NEDVED


30 Ağustos 1972’de, Çek Cumhuriyeti’nin  Cheb kentinde, Çek Cumhuriyeti ve dünya futboluna damga vuracak olan sarışın bir çocuk meydana gelmişti. Kısa boyu sebebiyle futbol oynamaya itilen bu çocuk, 5 yaşından 12 yaşına kadar pek çok amatör kulüpte oynamış, futbol mantığını o yaşlarda geliştirmeye başlamıştı. 1992 yılında evlenen Nedved, eşi Ivana ile biri kız biri erkek, 2 çocuğa sahiptir. Çocuklarının ismini Pavel ve Ivana koyan Nedved, bu durumu şu şekilde açıklamıştır. “ Anne ve babaları öldüğü zaman, dünyada birbirini seven bir Ivana ve Pavel’in daha olduğunu bilmek mutluluk verici.”
 Profesyonel olana kadar Skoda Plzen, Ruda Hvezda Cheb gibi pek çok kulüpte forma giyen bu sarışın çocuk,  1991 yılında Dukla Prag takımıyla sözleşme imzalayarak, kendini daha fazla gösterebileceği potansiyelde bir takımla anlaşmış oluyordu.
1991 – 2009 arası futbola damgasını vuracak bu çocuk, Pavel Nedved; 1991 -1992 yılında giymiş olduğu Dukla Prag formasıyla 19 maçta 3 gol atmış, ulusal düzeyde pek çok takımın ilgisini fazlasıyla çekmiştir. Bunlardan biri de, Çek Cumhuriyeti’nin hem ulusal hem de uluslararası arenada en başarılı takımı olan Sparta Prag idir.
 

8 Ocak 2014 Çarşamba

PASCAL NOUMA



Futbol kariyerine Paris Saint Germain'in genç takımında başladı. 1988'de Genç takımla şampiyon olurken, 24 maçta 28 gol atıyordu. 1989-92 arasında PSG'de çok fazla forma şansı bulamadı. Takımla görebildiği en büyük başarı, son sezonundaki lig 3.lüğü oldu. Zaman zaman da genç takımda forma giyiyordu. 1989'da Gambardella Kupası'nda PSG Genç takımı ikinci olurken, 6 maçta 5 gol atmıştı. 1991'de bu kupayı kazandılar. A takımda ise 3 sezonda oynadığı 19 maçta gol bulamayan Nouma takımdan ayrıldı. Daha sonra Lille ve Caen'de futbol oynadı. Caen de oynarken, 1993 Akdeniz Oyunları'nda Fransa Milli Futbol Takımına seçildi. Zinedine Zidane ve Lilian Thuram gibi isimlerle oynadığı turnuvada yarı finalde Türkiye'ye elendiler. 1993-94 sezonunda Caen'de oynadığı 32 maçta 7 gol atarak takımın en golcüsü oldu. 1994 yılında tekrar Paris'e döndü.
2 sezon oynadığı PSG'de ilk sezonda bir Fransa Kupası, bir Fransa Lig Kupası, bir Fransa Süper Kupası gördü. Şampiyonlar Ligi'nde yarı finale kaldılar. Fransa Kupası final maçında 90. dakikada, Lig Kupası final maçında ise 60. dakikada oyuna girdi. 2. sezonunda ise 4 puan farkla Ligue 1 2.si oldular. Ayrıca Kupa Galipleri Kupası'nın da sahibi oldular. Bu kupa hala PSG'nin tarihindeki en önemli Avrupa Kupası'dır. Burada da önceki kulüplerinde olduğu gibi oynadığı maçlarda başarılı olmasına rağmen disiplinden uzak yapısı ve istikrarsız olması nedeniyle 1996'da RC Strasbourg'a transfer oldu.Kariyerinde Toplam 286 Maçta Görev Aldı Ve 80 Kez Fileleri Havalandırdı.
RC Strasbourg ile Fransa Lig Kupası'nı kazandılar. Takım, tarihinde ilk kez bu kupayı penaltılarla kazanırken, Nouma da ilk penaltı vuruşunu gole çeviriyordu. O sezon David Zitelli ile beraber takımın gol yollarında etki gösterdi. 1997-98 sezonunda ise Gerald Baticle ile takımın en golcü ismiydi.
Daha sonraki durağı RC Lens oldu. Lens'de oynadığı futbol ile takımın UEFA Kupası yarı finaline kadar çıkaran oyunculardan biri oldu. İlk sezonunda bir Lig Kupası daha gördü. 2000 yılında Beşiktaş'a transfer oldu. Ancak sezon sonunda Türkiye'den ayrıldı ve Fransa'ya geri döndü. 2001-02 sezonunda eski takımı PSG'nin ezeli rakibi Olimpik Marsilya'ya geçti.
Sonraki sezon Beşiktaş'a geri döndü. Ancak 20 Nisan 2003 günü oynanan Fenerbahçe maçı kendi kariyeri için dönüm noktası oldu. Takımı şampiyonluğa giderken bu maçta Fenerbahçe'ye attığı gol sonrası tribünlere yaptığı Tombala hareketi kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Beşiktaş Yönetim Kurulu baskılara dayanamayarak ligin bitimine birkaç hafta kala sözleşmesini feshetti ve şampiyonluk kutlamalarına katılmasına dahi izin verilmedi. Bu hareketi ile ayrıca Türkiye Futbol Federasyonu'ndan 7 ay men cezası aldı. Beşiktaş'ta 43 lig maçında 22 gole imzasını atmıştır. Türkiye'ye gelmiş en agresif yabancı futbolcular arasında yer almıştır.
Beşiktaş'tan sonra Katar takımı Al Khor'da bir sezon oynadı. 2004-05 sezonunda İskoç takımı Livingston FC ile sözleşme imzaladı. Ancak sadece 3 maç oynadı. Daha sonra futbolu bıraktı.

2 Ocak 2014 Perşembe

EFSANELER KÖŞESİ-GABRİEL OMAR BATİSTUTA

                                               




            Batistuta; onu sevenlerin takmış olduğu lakapla Batigol 1969’da doğduğunda, 90lı yılların en etkileyici futbol aktörlerinden biri olacağından herkes habersizdi. Kendisi 16 yaşındayken, Irina Fernandez ile “quanceanero” (15. doğum günü) partisinde tanışmış, ve hala daha devam eden evliliğin temelleri o zaman atılmış, bu evlilik dahilinde 4 tane erkek çocukları olmuştur.
            Batistuta, ufak yaşlarda uzun boyu sebebiyle basketbola yönlendirilmiş, o alanda kendisini geliştirmeyi amaçlamaktayken; Arjantin’de düzenlenen ve Arjantin’in kupaya ulaşmasıyla sonuçlanan 1978 Dünya Kupası’nı izlediğinde hissettiği ve farkına vardığı tutkuyla futbola yönelmiş, bir efsanenin tohumları o günlerde atılmaya başlamıştı. Futbola ilk olarak Platense Küçükler Futbol Takımı’nda başlamış, burada izlendikten sonra doğduğu şehrin takımı olan Reconquista Takımı’na seçilmiştir. Amatör Şampiyona’da Newell’s Old Boys’u yenerek şampiyonluğa ulaşan Reconquista Takımı’nın bu maçta 2 gol atan forveti Batistuta, Newell’s Old Boys’un ilgisini fazlasıyla çekmiş, öyle ki kendisini transfer edecek kadar çok beğenmişlerdir.
            Batigol 1988’de, yılda 20000 Dolar kazanacağı ilk profesyonel sözleşmesini imzalayarak, Rosario kentine, Newell’s Old Boys takımına gitmiştir. Doğduğu yerden 500 kilometre uzakta olan bu şehir, Batistuta için hayalini kurduğu başlangıcı yapabildiği bir yer olmaktan çok uzaktır. Ailesinden, kız arkadaşından uzak olmaya alışmakta güçlük çekmiş, kalacak yeri olmadığından statta kalmış; tüm bu psikolojik baskıların üstüne fazla kiloları sebebiyle yeterli performansı da gösterememiş, tüm bu sebeplerden ötürü morali epey bozmuştur. Beklentileri karşılayamadığı için, daha düşük profilli olan Buenos Aires şehrinin takımı Deportivo Italiano takımına kiralanmıştır. Bu takımla, İtalya’da katılmış oldukları Carnevale Kupasında attığı 3 golle turnuvanın gol kralı ünvanını kazanmıştır.

            1989’da, kariyerinin o güne kadarki en yüksek noktası olan sözleşmeye imza atmış ve River Plate’e transfer olmuştur. Burada, dönemin River Plate teknik direktörü Reinaldo Merlo önderliğinde 17 maçta 4 gol atmış; ancak Merlo’nun ayrılışından sonra yerine gelen Daniel Passarella ile yıldızları hiç barışmamıştır. Passarella kontrolündeki River Plate kadrosuna bir tek maç dahi dahil olamayan Batistuta ile teknik direktörü arasındaki problem net bir şekilde ortaya çıkmamıştır. İkili arasında çıkmış olan pek çok tartışma dedikodusuna rağmen; Batistuta, 2005’te ESPN kanalında katıldığı bir programda, Passarella ile arasında bir tartışma olmadığını, herhangi bir kavga durumunun yaşanmadığını söylemiştir.


1 Ocak 2014 Çarşamba

EFSANELER KÖŞESİ- GHEORGHE POPESCU



Popescu, onu zamanında aktif olarak izleyen izlemeyen tüm Galatasaray'lıların iyi bildiği, Kalafat-Romanya doğumlu defans oyuncusudur.Aynı zamanda eski takım arkadaşı ve herkesin yine yakından tanıdığı Hagi ile de çok yakın bir dosttur.
Romanya'nın Universitatea Craiova'da 6 yıl ter döktükten sonra 1987-88 sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı finale çıkan, Romanya'nın en büüyk takımlarından birine yani Steau Bükreş'e kiralandı.1990'da ilk yurtdışı macerasına başlayarak Hollanda'da Bobby Robson'un isteği üzerine PSV Eindhoven takımında top koşturmaya başlayan Popescu, bir süre sonra 2.9 milyon £'luk bir ücretle İngiltere'nin Tottenham Hotspur takımının yolunu tuttu.Premier Lig'de 23 maçta 3 kere ağları sarsan Popescu geldikten 2-3 hafta sonra teknik direktör değişikliği yapan Spurs, o değişiklikten sonraki sezon 5. sırada bitirerek 5 yıldır en iyi lig sıralamasını elde etti.Ardından Barcelona'ya, bir başka efsane Ronald Koeman yerine 3 milyon £'ya transfer oldu.Ve böylece artık bir efsane haline gelmişti.Barcelona'da 2 kupa kazandı, kaptanlık yaptı.Ve sonra artık hem onun için hemde Galatasaray için harika bir dönemin başlangıcı oldu.Galatasaray'a transfer oldu.
Ve beklenen gerçek oldu, 2000 yılının Mayıs ayında UEFA Kupası finalinde, eski takımı Tottenham'ın ezeli rakibi Arsenal'e karşı normal süresi ve uzatmaları berabere biten maçta penaltılarda son penaltıyı atarak hem Türkiye'ye, hem Galatasaray'a hemde kendi adına unutulması zor bir başarıya imza atmıştır.Artık resmen Galatasaray efsaneleri arasına adını yazdırmıştır.
Ardından 4 sene daha Galatasaray için ter döken Popescu, bu 4 sene boyunca UEFA Kupası, Avrupa Süper Kupası ve daha bir çok kupa kazanmıştır.Galatasaray taraftarı için çok zor bir ayrılık yaşayıp 2001-02 sezonunu İtalyan takım Lecce'de geçirmiştir.

26 Aralık 2013 Perşembe

EFSANELER KÖŞESİ-LEFTER KÜÇÜKANDONYADİS



Lefter, Fenerbahçe'nin gelmiş geçmiş en büyük efsanelerindendi.Belkide Fenerbahçe taraftarının %90'ı,genel futbol taraftarlarının %85'i onu görmedi.Fakat yinede onun yeri herkesin kalbinde ayrı.Tıpkı Metin Oktay,Metin-Ali-Feyyaz üçlüsü gibi.
22 Aralık 1925'te dünyaya geldi Lefter.Geçen pazartesi doğum günüydü.Ona ithafen yazıyorum bu yazıyı.Belkide çoğumuzun küçüklüğünde bir yıldız değildi,idol değildi.Ronaldinho,Hagi gibi gördüğümüz,izlediğimiz adamlar arasında değildi.Fakat yinede onun yeri çok ama çok ayrıydı kalplerde.Bir kahraman gibiydi.
Adının tam ismi Elefterios'tu, Rumca'da anlamı özgürlüktü.Ancak çoğu kişi hatta herkes kısaltılmış hali Lefter olarak tanıdı onu.
Ordinaryüs lakabıydı.Futbola Büyükada'da başladı, Taksim Spor Kulübü altyapısında yetişti.Taksim kulübü yöneticileri onun maçlarda oynaması için mahkeme kararıyla yaşını yükseltti.Başka türlü oynayamazdı çünkü.Burada 29 maçta 9 gol kaydedip 2 yıl Taksim Kulübü'nde oynadıktan sonra 4 yıllık askere gitti ve 1947 yılında askerden döndü.Döner dönmez ise Fenerbahçe'de profesyonel futbola başladı.Buradaki futboluyla dikkatleri kendine çeken Lefter, 1951 yılının sonlarına doğru İtalya'nın köklü kulüplerinden AC Fiorentina tarafından 17.500 liralık bir ücretle transfer edildi.Fiorentina'da 30 maçta 4 kez ağları sarsan Lefter, buradan sonra 1 yıl Fransa'nın OGC Nice takımında top koşturarak 12 maçta 2 gol yazan Lefter, 1953-54 sezonunda Fenerbahçe'ye döndü.Aynı sezon İstanbul Ligi'nde 245 maçta 140 kez gol atarak gol kralı olan Lefter,dile kolay tamı tamına 11 yıl Fenerbahçe formasını sırtına geçirdi.Bu süre zarfında 400'ün üstünde gol atan Lefter, kırılması çok zor bir rekora imza attı.Ayrıca bu süre zarfında Türk futbolunun ve Fenerbahçe'nin efsaneleri arasına adını yazdırdı.
Bu sezondan sonra taraftarlar onun için "Ver Lefter'e, yaz deftere!" gibi sloganlar kullandı.Gittikçe iyiye giden performansından ve çalımları,futbolu,ustalığından sonra "Ordinaryüs" lakabını da aldı.
Milli takımda ise 46 maçta 21 gol atarak iyi bir performans gösterdi.Bu maçların 9'unda kaptan olarak sahaya çıktı.
1964'te futbolu bırakan Lefter, o zamanın taraftarları için üzücü bir karar almıştı.Özellikle Fenerbahçe efsaneleri arasına adını yazdıran Lefter'in futbolu bırakmasını kimse istemiyordu.
Futbolu bırakmasının ardından 2 yıl sonra teknik direktörlük yapmaya başlayan Ordinaryüs,Samsunspor-Orduspor-Boluspor gibi takımlarda hocalık yaptıktan sonra 1966-67 sezonunda 2. Lig takımı Mersin İdman Yurdu'nu çalıştırdı.O sezon şampiyon olup ilk defa 1. Lig'e çıkan Mersin takımında birde rekor kırdı.O sezon 17 takımlı oynanan ligde 32 maçta 63 gol atan Mersin İdman Yurdu, bu alanda rekora ulaştı.
Teknik direktörlük macerasının ardından spor yazarlığına başlayan Küçükandonyadis, evlenip 3 çocuk sahibi oldu.
3 Mayıs 2009'da Kadıköy-Kuşdili Parkı'na heykeli dikilen Lefter, 13 Ocak 2012 yılında tedavi gördüğü Amerikan devlet hastanesinde kalp yetmezliğine bağlı ağır zatürreden dolayı vefat etti.Futbol camiasıyla ilgilenen, futbolseverlerin hepsinin büyük bir üzüntüye boğulduğu o gün, binlerce kişinin katıldığı bir törenle sonsuzluğa uğurlandı.
Türk futbolunun efsanelerinden biri olan Lefter, bir çok kişi, bir çok farklı efsane tarafından saygıyla anıldı.Bunlardan biride bir başka Fenerbahçe efsanesi Alex De Souza.Fırsat buldukça Lefter'e olan saygısını dile getirmiştir.

Lefter'in başarılarından bazıları ise şöyledir ;

Türkiye Futbol Federasyonu'nun "50. Maç Altın Şeref Madalyası" ödülünü alan ilk futbolcu.
Türkiye Mili Takımı formasıyla en çok gol atan 3. futbolcu.
Süper Lig'te penaltı atan ilk futbolcu.
Kulübü tarafından bonservis ücreti alınmak suretiyle yurtdışına transfer edilen ilk Türk futbolcu.
Adına jübile düzenlenen ilk futbolcu.

YAZAR : ORÇUN DİNÇ-EFSANELER KÖŞESİ

19 Eylül 2013 Perşembe

GHEORGHE HAGİ

"Ben Hagi'yim, ben Hakan Şükür'üm , ben Hasan Şaş'ım" laflarıyla geçti mahalle maçlarımız küçükken. Hatırladığım kadarıyla kavgalar hep Hagi kim olucak diye çıkardı. Çünkü o; sadece Galatasaray taraftarı için değil bütün takımların taraftarlarının hayranlık duyduğu bir futbolcuydu.
5 Şubat 1965 doğumlu Romen futbolcu için Maradona "Hagi'nin oynadığı futbolu özlüyorum" diyerek onun ne kadar büyük bir efsane olduğunu ortaya koymuştur. Lakabı karpatların maradonasıdır ancak o bu lakabı hiç sevmemiş ve kullandırmamıştır. Futbolcu için özgüven herşeydir. Hagi'nin en büyük özelliğidir. Bunu Galatasaray'ın bir avrupa macında berabereyken macın son saniyesinde çektiği şuttan ve attığı gol dende rahatlıkla anlayabiliriz.  Çoğu futbolcu bunu yapamaz.
Kulüp kariyeri Steaua Bükreş ile başlamıştır. Daha sonra Real Madrid , Brescia , Barcelona ve Galatasaray'da oynamıştır.
İlk olarak 1983 yılında 18 yaşında yer aldığı Romanya Milli Takımı'nın formasını 17 yıl boyunca 3 Avrupa Futbol Şampiyonası ve 3 Dünya Kupası da dahil olmak üzere toplamda 125 kere giymiş ve milli maçlarda 35 gol atmıştır. Hagi daha 18 yaşında iken A milli takım formasını giymeye başladı ve yaklaşık iki yıl sonra daha 20 yaşında olmasına rağmen milli takımın kaptanı oldu. Sonraki yıllarda Karpatların Maradonası Romanya Milli Takımı ile 3 Avrupa Şampiyonası ve 3 Dünya Kupasına katılarak Romanya Milli Takımı ile en çok uluslararası turnuvaya katılan futbolcu oldu. Ayrıca Hagi'nin 1994 Dünya Kupası'nda taç çizgisi kenarından, kaleye yaklaşık 45 metre uzaklıktan Kolombiya'ya  attığı gol, halen Dünya Kupaları tarihinin en güzel 10 gölü arasında gösteriliyor. Hagi son olarakta 2010 yılında Dünya Kupaları tarihinin en değerli 100 futbolcusu arasına seçildi. Hagi halen bile 35 golle Romanya milli futbol takımının tarihindeki en çok gol atan futbolcusudur.   Benim düşünceme göre iyi futbolcular iyi teknik adam olamazlar. Bunun örneğinide çok fazla gördük. Hagi de bunlardan bir tanesi. Futbolu bıraktıktan sonraki sene Romanya Milli Takımı'nın başına geçirildi. Ancak başarılı olamadı.
  Futbol kariyerine sayısal olarak baktığımızda aşşağıdaki tablo ortaya çıkıyor ;


1982-1983     Farul Constanţa           18(7)
1983-1986     Sportul Studenţesc      107(58)
1986-1990     Steaua Bükreş             97(76)
1990-1992     Real Madrid                64(16)
1994-1996     FC Barcelona              35(7)
1996-2001     Galatasaray                 132(59)

Toplam                                             485(242)



Türkiye'de yapılan yersiz bir tartışma vardır. Hagi mi? Alex mi?

bana göre kesinlikle GEORGEA HAGİ...









15 Eylül 2013 Pazar

LEGENDA TREQUARTİSTA* ( EFSANEVİ 10 NUMARA)



İtalyanların futbol litaratürüne kazandırdıkları taktiklerin başında her ne kadar İtalyan Savunması ( yani otobüsü kalenin önüne çek ) gelse de öyle bir kavram daha hediye etmişlerdir ki futbol severlere tam da bugün doğan bir futbolcuyu anlatmaktadır. Evet , 'trequartista' forvet arkası oynayan klasik on numaraları anlatmak için belki de tam da Alex i anlatmak için kullanılan bir sözdür. Türkiye de bugün bile Fenerbahçeli veya değil kime sorarsanız sorun forvet arkası , on numara dediğiniz de akıllara gelecek ilk isimlerdendir: 'Alex'

Bundan tam 36 yıl önce, American dergisi Reader's Digest'a göre Brezilya da yaşanılabilecek en güzel yer seçilen Curitiba da gözlerini açan Alex'in bir gün gelip de Fenerbahçe taraftarının sevgisini kazanacağı ve böylesine başarılara imza atacağını kim nereden bilebilirdi.



Resimde topu ayağında tutan ve hemen hemen tüm futbol severlerin hatırlayacağı sırıtışıyla duran bu çocuğun hayali ' beni futbola bağlayan oydu' dediği Brezilya da beyaz Pele lakaplı efsane Zico gibi olmaktı. Kaderin , aynı kuluüpte birini antrenör diğerini futbolcu olarak buluşturacağını ise o zamanlar kimse tahmin edemezdi.

Profesyonel futbol hayatına Coritiba da başlayan daha sonra sırasıyla Palmeiras , Flamengo ve Cruzeiro takımlarında devam eden Alex tekrar döndüğü Palmeiras'tan 2001 yılında Parma ya o zamanlar için hatırı sayılır bir para olan 8 milyon dolara transfer oluyordu.

Parma günlerinde aradığını bulamayan bu yumuşak ayaklı deha için işler bir türlü yolunda gitmedi. Önce sert İtalyan futbolu ardından da yabancılık karşısında bocalayan Alex , ligin ikinci yarısında ülkesine dönecek ve kendini bir kez daha ispatlayıp , milli takıma seçilerek 2004 yılında Copa America yı kaldırıp Avrupa'nın güzide takımlarının dikkatini çekecekti.


20 haziran 2004 günü takvim yapraklarından koparılırken kendini Fenerbahçeli renklere bağlayan Alex in Fenerbahçe serüveni de başlamış oluyordu.


Hemde ne başlamak , daha ilk sezonda Şampiyonluk ipini göğüsleyen ve Fenerbahçenin en önemli kozlarından biri olan Alex ne kadar yaratıcı ve yeri gelince de ne denli ölümcül vuruşlar yapabileceğini attığı 24 golle kanıtlar gibiydi ancak o sezon Fatih Tekke 31 gollük performansıyla gol krallığını Brezilyalıya bırakmasa da , ikinci sezonunda taraftarı attığı paslarla büyüleyen ve asist kralı olan Alex hemen ardından  Fenerbahçe nin yüzüncü yılı olan 2006-2007 sezonunda ise attığı 19 golle Fenerbahçenin lig tarihinde gol kralı olan ilk yabancısı unvanına sahip oluyordu. Tabi Alex'in bu yükselişinde idolü olan Zico nun 2006 yılında takımın başına gelmesinin de payı yok değildi.

2007-2008 sezonuna gelindiğinde Fenerbahçe Şampiyonlar ligine kavuşmuş ve Saracoğlunda 1992 yılında Kraliyet Filarmoni Orkestrası tarafından bestelenen o efsanevi şarkı çalmaya başlamıştı. Sadece lig de değil her alanda parlamaya hazır olan bu deha takımını grup aşamasında da sırtlıyor önce İnter ardından Cska Moscow ( ki Alex hayatımın en anlamlı maçı demiştir) maçlarında klasını gözler önüne seriyordu.( İnter maçında hazırladığı be bir başka Brezilya lı Deivid in attığı gol ise İlker Yasin'e şapka çıkarttırıyordu.)

 Ne yazık ki Chelsea ye şansız elenen ve yarı finalin kapısından dönen Fenerbahçe de ise o sezon hayal kırıklığıyla ama umutlarla kapanıyordu.


Alex, 2008 yılından 2012 yılına kadar sırasıyla ; İspanya yı Euro 2008 şampiyonu yapan Luis Aragones ( bir çok Fenerbahçe taraftarının çabuk unuttuğu 'dede' lakaplı teknik adam), daha sonra klasik Alman disipliniyle çalışan Daum ve en son olarak da Fenerbahçe nin efsane golcülerinden Aykut Kocamanla çalışıyordu. Aslında istikrarından hiç bir şey kaybetmeyen artık deneyimli on numara, hem yazılı hem görsel medya da 'koşmamakla' ve takımını on kişi bırakmakla itham ediliyor ve Fenerbahçe nin her maç kaybından sonra varlığı sorgulanmaya başlıyordu. Oysa Alex , Tanrı'nın çoğu brezilyalıya verdiği teknik kabiliyetini kullanıyor ve çoğu zaman saha da ayaklarıyla değil de beyniyle oynuyordu. Alex ten koşmasını ve pres yapmasını istemek mutfak robotundan masaj yapmasını istemek kadar anlamsızdı ama gelin görün ki tempolu oynamayı bir tercih haline getirmek isteyen Fenerbahçe belki de en önemli silahını yavaş yavaş kaybetmeyi tercih ediyordu.

 Öyle ki çok koşan ve sürekli baskı uygulayan bir Fenerbahçe hayalini gerçeğe dönüştürmek için gelen Aykut Kocaman zaman zaman uyguladığı sistemin Alex yüzünden aksadığının sinyallerini verecek daha sonra gelişen olaylar da ikilinin arası daha da açılacaktı. Tüm bu yaşananlara rağmen artık Alex siz bir Fenerbahçe lazım diyenlerin yavaş yavaş seslerini duyurmaya başladığı 2010-2011 sezonun da Alex 28 golle adeta küllerinden doğacak 2. kez gol kralı ve 4. kez de asist kralı olacaktı.

                                           
                                           ( Alex'in En Güzel On Golü)

2012 yılının başlarında Spartak Moscow maçıyla tavan yapan gerilim ipleri koparma noktasına getiriyordu. Mikro blog sitesi olan twitter i biraz da etkin kullanan Alex için bu sefer işler yolunda gitmiyordu. Ve tarih 1 Ekim 2012 yi gösterdiğin de Alex in kontratının fesh edildiği borsaya bildiriliyordu. Biraz da başını ağrıtan twitter dan Fenerbahçe den ayrıldıktan sonra ilk tweetini şöyle atıyordu. "Kontratımı sonlandırdım. Hayatımın en uzücü imzası oldu. Fenerbahçe bir oyuncu kaybetti ama bir taraftar kazandı. Herşey için teşekkurler 

Alex'i asıl efsane noktasına getiren sadece istatistikleri değildir , maç dönmez tamam yenildik denilen anlar da sahne ye çıkması ve belki de çok az oyuncunun aklına gelebilecek paslar dağıtıp yine bir çoğunun o pozisyondayken aklına getiremeyeceği vuruşlar yapmasıdır. Alex ,Fenerbahçe için bir uğur muydu bu bilinmez ama saha da olduğu sürece her taraftarın bir ümidi olduğu da yadsınamaz bir gerçekti. 

 Gönderilmesinin ardında yatan neden basit bir kıskançlık mı ya da koşmuyor , sistemi bozuyor , tempoyu düşürüyor gibi sebepler midir bilinmez ancak gerçek olan Fnerbahçe nin o gün rakip takımların korkulu rüyası olan on numarasını ve belki de Fenerbahçe ye gelmiş geçmiş en iyi yabancı futbolcusunu kaybetmiş olduğudur.

Fenerbahçe de oynadığı 8 yılda 3 Türkiye Şampiyonluğu , 1 Türkiye Kupası , 2 Süper Kupa sevinci yaşayan Alex , tüm bunların yanında efendi kişiliği ile de taraflı tarafsız herkes tarafından saygıyla karşılanmıştır.


15 Eylül 2012 yılında Kadıköy de ki yoğurtçu parkında bir de heykeli dikilen Alex yaşayan bir efsane olduğunu kanıtlamıştır. 

Alex in gitmesinin ardından çok tempo yapan sürekli basan bir Fenerbahçe mi izledik burası herkese göre değişebilir ya da geçen sene ki Benfica ya da bu sene ki Arsenal maçlarında Alex olsaydı ne değişirdi sorusu sorulabilir ve olumsuz da yanıtlanabilir ancak unutulmaması gereken bir gerçek var ki Alex tıpkı yazının başında belirttiğim gibi bir trequartistadır(on numara) ve günümüz futbolunda her an her şeyi değiştirebilecek yeteneklere sahip istisna bir isimdir. Ben eminim ki bahsettiğim maçlarda yedek kulubesinde bile bulunması maçların skorunu değiştirmese de Fenerbahçe nin topu tutmakta zorlanan oyununu değiştirebilirdi.

Yaptığı her şey için onu her zaman öven ve neredeyse sonsuz bir sevgiyle seven Fenerbahçe taraftarı arasında gerçek bir efsanenin sözü var ki ona değinmeden yazıyı kapatırsam ayıp olur. Tamam Fenerbahçe çok transfer yaptı ama korkarım ki hiç biri 'bir Alex değil' ...
KulüpSezonSüper LigKupa[31]Avrupa[32]Toplam
MacGolAsistMacGolAsistMacGolAsistMacGolAsist
Fenerbahçe SK2004-051312416542812442920
2005-061311524821432432027
2006-0723219123021217472021
2007-0812814123011246431819
2008-09261112540920401712
2009-10261111971832432114
2010-111,2332813100400382813
2011-1233147334000361711
2012-135001104121022
Toplam245136107382111611521344172139
Türkiye Toplam245136107382111611521344172139

                                   (İlk bakışta insanın kanını donduran istatitikleri)

İyi ki doğdun Legenda Trequarista ....



                                            (Bence en güzel golü ...)


                                                                                              B.A.

14 Eylül 2013 Cumartesi

ERİC CANTONA

Ben 93 doğumluyum. Eric Cantona izleme zevkine erişemedim. Rakibine , hakeme karşı sakin ve sadece futbolu düşünen insanları severim. Agresif , umursamaz futbolculara bayılırım. Bugünlerde öyle futbolculara verilebilicek en büyük örnek Mario Balotelli'dir sanırım. bu tarz oyuncuların en büyüğüdür ERİC CANTONA. Onu şuan tanıyabilmeniz için şunu söyleyebilirim. "JOGA BONİTA" bundan bir kaç sene önce bir spor giyim markası reklamlarında oynayan uzun saclı sakallı kişiliktir. Bir futbol aşığıdır. FİFA13'te dünya karmasında en güçlü olandır. Bunlar sadece karakteri ve bende bıraktığı izlenimlerdir. Birazda futbol kariyerine göz atarsak çok değişik şeyler göremeyiz.

24 Mayıs 1966 Marsilya doğumlu olan futbolcu , 1987-1995 yılları arasında Fransa Milli Takımı formasını 43 kez giymiş 20 gol atmıştır. Futbol tarihi boyunca Manchester United'de 7 numara giymiş oyuncular çok önemli olmuştur. ERİC CANTONA , BECKHAM , CRİSTİANO RONALDO... Alex Ferguson elinden geçmiş futbolcular kervanının başını çekmektedir. Başarılarına sayısal olarak baktığımızda aşağıdaki gibi bir tablo ortaya çıkmatadır ;
  • İngiltere Lig Kupası FA Cup Şampiyonluğu
    • 1993-1994 - Manchester United
    • 1995-1996 - Manchester United


      Benimse en çok aklımda kalan tribündeki insanlarla olan atışmaları ve kendisine topu vermeyip hareket çeken taraftara attığı uçar tekmedir. Gerçekten saygı duyulası bir futbolcudur.





      sayısal değerlerin kaynakları vikipedia'dır. Daha o kadar büyük bilgi arşivim yok malesef.




13 Eylül 2013 Cuma

TAÇSIZ KRAL














Taçsız Kral...

Yani Metin Oktay.Galatasaray efsanesi Metin Oktay'ın bu sene aramızdan ayrılışının 22.yılı.Profesyonel kariyerine İzmirspor'da başlayan oyuncu burada İzmir profesyonel lig şampiyonluğu yaşadı ve gol kralı oldu.1955 yılında Galatasaray ile anlaşan oyuncu burada,1955-56 ve 1957-58 sezonlarında İstanbul Profesyonel Ligi şampiyonlukları yaşarken; ligde attığı gollerle üç sezon üst üste gol kralı oldu.1959 yılında kurulan Milli Lig'de gol krallığı ünvanını koruyan oyuncu ligin 3 sezonunda da gol krallığı yaşadı.1961 yılında Galatasaray'dan ayrılan Kral Seri A ekiplerinden Palermo ile anlaştı.Burada 1 yıl geçiren Metin ardından tekrar yuvaya Galatasaray'a döndü.Sarı-kırmızılı takımdaki ikinci döneminde üç lig, dört Türkiye Kupası ve iki Cumhurbaşkanlığı Kupası şampiyonluğu yaşadı.Aynı zamanda 1962-63,1964-65,1968-69 yıllarında da gol krallığını kimseye bırakmadı.1962-63 sezonunda attığı 38 gol ile Süper Lig'de bir sezonda en çok gol atan oyuncu ünvanına sahip olsa da,1987-89 yılında Tanju Çolak 39 golle bu rekoru geçti.1996-97 sezonunda ise Hakan Şükür tarafından bu rekor kırıldı.Ancak o sezon ligde ortalama 1.46 gol ortalaması ile lig tarihinin bir sezonda ki en verimli oyuncusu oldu.Sarı kırmızılı forma ile 324 lig maçına çıkan ve bu maçlarda attığı 294 gol ile hem Galatasaray'ın hemde Türk futbolunun en çok gol atan oyuncuları arasına girdi.İlk kez 1955 yılında giydiği Türkiye Millî Futbol Takımı forması altında 36 maça çıktı ve 19 gol atmayı başardı.

Futbolculuk kariyeri sonrası Galatasaray'da Tomislav Kaloperovic'in yardımcılığını yaptı.Sezon sonu sarı kırmızılılardan ayrılan Kaloperovic'in Bursaspor'a hoca olmasından sonra yine yardımcılığını üstlendi.Sonrasında ise Galatasaray'da yöneticilikte yapan Metin Oktay 13 Eylül 1991 yılında Boğaziçi köprüsü çıkışında geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.


Kişilik olarak da çok efendi ve Fair Play ruhunda bir sporcu olan oyuncu Profesyonel futbolculuğunun yanında Galatasaray'a olan bağlılı ile gönülleri fethetmiştir.1957 yılında Fenerbahçe ikinci başkanı Müslüm Bağcılar Metin Oktay ile bir gazinoda buluşurlar.Bağcılar bir çek uzatır ve "rakamı sen yaz Metin,yeter ki Fenerbahçe forması giy"Paraya karşı her zaman tok olan Metin Oktay Bağcılar'a "Bizi sevenleri üzmeyelim baba,bizi sevenlere ihanet etmeyelim"demiştir.

Galatasaray'ı çok seven Metin ki önüne milyonlar yığan zengin kızı karısının Ya ben Ya Galatasaray lafına ise "Galatasaray o daha vefalı"diyerek paraya önem vermediğini göstermiştir.


Galatasaray teknik direktörü Fatih Terim ile yapılan bir söyleşi de Metin Oktay'ı anlatabilir misiniz sorusuna verdiği cevapsa çok etkileyicidir.









O Metin ki kendisine küfür eden Fener Tribününe yaptığıyla büyük saygı toplamıştır.

Metin Oktay bir Fenerbahçe maçında rakibine sert girdiği için Fener 
tribünlerinden ağza alınmayacak küfürler yer herkes Metin'in ne tepki vereceğini merak ederken o gider Fener tribünü önünde elini kalbine götürüp özür diler ve Fener taraftarı ayakta alkışlar.





Ve Metin Oktay'ın Efsane Ağları Delen Golü.

O golü yiyen o dönemin Fenerbahçe kalecisi Özcan Arkoç o anı şöyle anlatır.

Vallahi yüzüm Metin’e dönüktü. Sol taraftan geldi. 18 içine girdi. Takım kaptanımız Naci vardı. Galiba onunla ikili mücadele içine girdi ve ondan kurtularak sol ayağıyla topa uzun köşeye doğru çok kuvvetli vurdu. Top tam ağın kale direğiyle birleştiği yere gitti

ve ağ yırtıldı.



-O kadar sert bir şut muydu ki ağı yırttı?

Yırtılışın sebebi sert vurmasından ziyade bir-iki gün evvel yağan yağmurdu. Yağmurdan sonra güneş çıktı. Kale ağları o güneşte kurudu. O zamanlar şimdiki gibi ağlar yoktu. O ağ çok kuruduğu için bu şuta dayanamadı ve yırtıldı. Top da dışarı çıktı.

-Hakem golü verdi.

Evet.

-Gole itiraz eden oldu mu?

Yok, goldü çünkü. Herkes gördü.

-O gol efsane oldu.

Evet, tabii, tabii.




Metin Oktay'ın Jübile maçı da çok anlamlıdır.Jübile maçını Fenerbahçe ile yapmak ister.Bu maç için Fenerbahçe yöneticisi Eşref Aydın ile görüşmeye giden Metin Oktay ile Eşref Aydın arasında şöyle bir diyalog geçer.



Metin Oktay: Ben kariyerimin en güzel en unutulmaz maçlarını Fenerbaçe'ye karşı oynadım.Eğer siz de kabul ederseniz son maçımı da Fenerbahçe'ye karşı oynamak isterim.

Eşref Aydın: kabul ederiz fakat bir
şartla. Fenerbahçe kulübü ve taraftarı her zaman sana hayrandı ve seni Fenerbahçe forması ile görmek isterlerdi. 10 dakikalığına da olsa Fenerbahçe formasını giyer misin?

Metin Oktay: Şeref duyarım


Ve jübile maçında Metin Oktay ile Fenerbahçeli Can Bartu formalarını değiştirir. kısa bir süreliğine Metin Oktay Fenerbahçe Can Bartu ise Galatasaray forması ile mücadele ederler.




Ölümünden sonra Florya'da bulunan Galatasaray'ın antreman tesislerine adı verilen Metin Oktay'ın burada heykeli bulunmaktadır.